Dijital Pazarlama Dijital Reklam Girişimcilik Haberler

Alemşah Öztürk kimdir? Kendi ağzından 4129 ajansı ve hayat hikayesi

mm

Alemşah Öztürk kimdir? Kendi ağzından 4129 ajansı ve hayat hikayesi… Alemşah Öztürk şüphesiz Türkiye dijital reklam pazarının önemli bir ismi. Peki nasıl oldu da böyle ismini duyurdu. İşte kendi ağzından hayat hikayesi…

ABD Başkanı Obama’nın sağ kolu Başkan Yardımcısı Joe Biden, girişimcilik alanında Türkiye’den 4129 ajansının kurucusu Alemşah Öztürk’ü örnek göstermişti. İşte Alemşah Öztürk’ü başarıya götüren hikayesi…

Habertürk’ten Ufuk Korcan Alemşah Öztürk’le görüştü…

Spor salonuna gittiği sıradan bir gündü. Bu kez kararlıydı, üye olduktan sonra salonun hakkını verecekti. Koşu bandı, bisiklet, ağırlık derken duş almak için soyunma odasına gitti. Kapattığı cep telefonunu açtı. Ama o da ne? 80 mesaj, 20 cevapsız arama…

Mesajların neredeyse tamamında “TRT1’i aç” yazıyordu. “Allah Allah noldu acaba? Ne var TRT1’de” diye düşündü. Ne olduğunu anlamaya çalışırken annesi aradı. İlk sözü “Televizyon seyrediyorduk. Babanla çok gururlandık oğlum” dedi. Kafası iyice karışmıştı. Olanları anlamak için hemen kendisine mesaj atan bir arkadaşını aradı. Konuşmadan ve arkadaşının gönderdiği videodan sonra heyecan silsilesinin ayrıntılarını öğrendi.
ABD Başkanı Barack Obama’nın sağ kolu olan Başkan Yardımcısı Joe Biden yaptığı konuşmada, Alemşah Öztürk’ün kurduğu “4129” isimli ajansı girişimcilik alanında örnek olarak göstermişti.

1460017331-1053-5fa5b436f544c91a00464ead5b44

Alemşah Öztürk kimdir? Kendi ağzından 4129 ajansı ve hayat hikayesi

Aslında Alemşah Öztürk kendi başarı hikayesinin temellerini çok küçük yaşlarda atmaya başlamıştı.

7-8 yaşlarındayken sanata çok meraklı bir çocuktu. Kardeşlerine hikayeler yazıp okuyordu. Sonra tiyatroya başladı. Bale ve resimle uğraşan “anne tarafı” ağırlıklı olarak sanatla uğraşıyordu. Baba tarafı ise “mühendis” ekolünden geliyordu. Babasına gitti ve “Ben sanatçı olucam, konservatuara gidicem” dedi. “Türkiye’de öyle aç kalırsın, böyle aç kalırsın” ağırlıklı aldığı yanıt 12 yaşındaki Alemşah’ı bu sevdasından vazgeçirdi. Liseyi okumak için Kabataş’a gitti. Okulda arkadaşlarıyla gelecek planları yapıyorlardı: “Sen ne olacaksın, ben ne olacağım” diye… O zamanlar “hastası” olduğu Spiderman’in gazıyla kafayı genetik mühendisliğine taktı. “Bu işi yapacaksak biz yaparız” dedi. Kararını açıklamak için yine babasına gitti. Konservatuar tercihini söylediği zamanki “aç kalırsın” konuşmasının benzeri yaşandı.

20 YAŞINDA KENDİ İŞİNİ KURDU

“Onu yapamıyoruz, bunu yapamıyoruz. Ne yapmayı seviyorum?” diye düşündü. Bilgisayar oyunu oynamayı seviyordu. Kendisi oyun yapmayı düşündü. Ama oyun yapmak için iki şart vardı. İlki iyi çizer olması gerekiyordu. Çizgisi iyiydi ama o kadar değil. Diğeri ise program yazmaya yardımcı olan “kodlama” bilgisi. Kodlama için ne gerekiyordu? Bilgisayar mühendisi olmak!

Bu kez babasından “süper” yanıtını aldı. Bilgisayar mühendisliğini kazandı. O kadar istekliydi ki daha okul başlamadan staja başladı. Okulun açılışında dekan konuşuyordu: “Bilgisayar mühendisliği şöyle, bilgisayar mühendisliği böyle…”
Alemşah Öztürk yerinde duramıyordu. El kaldırdı ve sordu dekana “C++ dersini ne zaman göreceğiz?” Dekan, “3’üncü sınıfın ikinci yarısı” yanıtını verdi. Yeni bir hayalkırıklığı. Ders programlarına baktı “Hep eskide kalmış programlar öğretiliyor” diye iç geçirdi.

1460017331-6953-ffdd48df60718f058cfc8df8653b

Depresyon içinde dolaşırken bir arkadaşı “İnternet servis sağlayıcı bir şirket bilgisayar mühendisliği okuyan stajyer arıyor” dedi. Hemen gitti. Küçük bir ofis. Bir O var bir de iş görüşme yaptığı kişi. 4 gün akşam 5-9 arası gelecekti. Maaşı duyunca inanamadı: Simit ve yol parasıyla ölçtüğü harçlık x 20.
Başladı çalışmaya. Sahip olduğu internet resmen uçuyordu. Flash denilen animasyonları keşfetti. Küçük hikayelerle yarattığı animasyonları internete koyuyordu. Bir gün ingilizce bir mail aldı. Maili atan Türkiye’de bir kreatif ajans çıktı. Gitti, görüştü. Haftada 1 gün iş teklifi. Maaş: Harçlık x 10.

Enerjiden yerinde duramadığı vaktin de bol olduğu o dönem Türkiye’de yeni yapılan her işi O yapıyor. Hatta dergilerde adı çıkmaya başlıyor. Ajans kurmak isteyen bir arkadaşıyla ilk şirketini 20 yaşında kuruyor. 25 yaşında ikinciyi, 30 yaşında da 4129 isimli ajansını kuruyor.

BIDEN NEDEN O’NU ÖRNEK GÖSTERDİ?

Peki Joe Biden, bir start-up olmayan reklam, dijital, kreatif ajansı 4129’dan neden bahsetmişti?

Alemşah Öztürk’e göre 4129’un farkı iş yapış şekli, dikey değil yatay hiyerarşik yapısı, kendi yazılım sistemini yaratıp kullanması. Verdikleri hizmeti kreatif olmasının yanında strateji ve pazarlama hizmeti olarak tanımlıyor Alemşah Öztürk.

Aynı bir start-up gibi çalışarak dijital pazarlama stratejisi geliştiren az sayıda ajanstan biri olmayı başardıklarını söyleyen Alemşah Öztürk, ” Kartvizitlerimizde ünvan yazmaz. Kartların arkasında insanları anlatan kelimeler yazar. O kelimeleri de çalışma arkadaşları yazar. O kelimeleri okuyup anlarsınız nasıl biri olduğunu. Herkes bir arada çalışır ofisimizde. Direktörlerin odaları yoktur. Biz start-up kültürünü koruduk ve halen koruyoruz” diyor.
İşte bu iş modeli 4129’un girişimci destekleme derneği Endeavor Türkiye tarafından da desteklenince Biden, Türkiye için 4129’u tüm dünyaya örnek gösterdi.

1460017332-5687-ceeee5bf833d4fba50d95a27fbaa

Biden’ın 4129’tan bahsetmesi şirket olarak hayatlarında pek bir şeyi değiştirmemiş. “Ama müşterilerimiz bizimle ilgili olarak ‘doğru adres’ düşüncesine sahip oldular ” diyor Alemşah Öztürk.
Tam o sıralar 4129’a dünyanın önde gelen ajanslarından Grey ile yapılan ortaklık görüşmeleri son aşamaya geldi ve Grey, 4129’un yüzde 65’ini satın aldı.

Alemşah Öztürk, başarısının sırrını şu cümlelerle anlatıyor: “Kafayı bir şey koyup çok çalıştığın zaman başarıya ulaşırsın. Tutkulu olarak bir şey yaparsan kesin başarırsın. İyi eğitim bunların üstüne bonus olur. Arzuların, isteklerin, yeteneklerini pazardaki ihtiyaçla birleştirirsen doğru kararı verebilirsiniz.”

GELECEĞİN MESLEKLERİ NELER?

Peki gelecek planları yapan gençler hangi alanlara yönelebilirler? Öyleki bu yıl Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu’nda çok ilginç sonuçları olan bir araştırmadan bahsedildi: 2050 yılına kadar bugünkü işlerin yüzde 60’ı robotlar tarafından yapılacak.

Alemşah Öztürk, teknolojideki bu hızlı gelişime insanların da hızla uyum sağladığını belirterek geleceğe ilişkin şu öngörüde bulunuyor: “İnsan doğasında adaptasyon var. Bu bazen hızlı oluyor, bazen yavaş. Teknolojinin gelişimine ve insanların ona uyumuna bakıldığında son 50 yılda (Graham Bell’den bu yana) teknoloji çok hızlı değişti. İnsanlar hem kullanım hem de tüketim anlamında kolay adapte oldular. Çalışma anlamında da aynı çizgiyi görüyorsun. Mühendisliğe talep artıyor, içerik yaratmanın önemi arttıkça sosyal bilimlere talep artıyor. Ama işsizlik durumu her dönem her ülkede var. Yapay zekayla, otomasyonla basit insan kararlarıyla yapılan işler makinalar vasıtasıyla yapılacağı bir döneme giriyoruz. Böylelikle maliyeti düşürürken kaliteyi de belli seviyede tutabiliyorsunuz. Kötü tarafı düşük eğitim seviyesi olan ve karşılığında düşük gelire razı olan kesim işsizleşiyor. Çünkü onların işlerini yapacak bir yazılım geliştirilebiliyor. İnsan kararı gerektiren, insan bilgisi ve tecrübesi gerektiren işlerin değeri artıyor. Mühendislik, sanat, zanaat gibi yaratıcılığın yüksek olduğu, karar verme yetisi gerektiren işlerde ihtiyaç artıyor. Ya zanaata ya da mühendislik gibi konulara yöneliş olacak.”

1460017331-4390-518d9c00a7b7432322b1c758cffc

Tüm dünyada böyle bir trend yaşanırken Türkiye’de şu an mühendislik fakültelerine başvuruların yüzde 80’den yüzde 30’lara inmesini Alemşah Öztürk, “Bu çok korkutucu bir durum” olarak değerlendiriyor. “Aslında tam tersi olmalı” diyen Öztürk şöyle devam ediyor: “Geleceğin mesleklerine bakıyorsunuz mutlaka yeni teknoloji kullanıyor olman gerekiyor. Doktor olsan yine teknolojiden anlıyor olman gerekir, kodlamadan anlıyor olman gerekir. Tarımda mesela. Teknoloji o kadar ilerliyor ki; sen buna ayak uyduramazsan rakiplerinle rekabet edemezsin. Yan tarladaki adam teknolojiyi kullanıp, toprağa data toplayan çipler atıyor, hangi dönemde hangi ürünü ekince daha fazla verim alabileceğini hesaplayıp ona göre ekim yapıyor. Birim zamanda daha fazla kazanıp daha fazla satıyor. Hayatımızın en temel noktalarında teknoloji önem kazanmaya başlıyor. Bu bakış açısına sahip olmak da eğitilmesi ve öğrenilmesi gereken bir konu. O yüzden start-up ekonomisi çok önemli. Yeni nesil teknolojiler yeni inovasyonlarla geliyor.”

KENDİ İŞİNİZİN PATRONU OLABİLİRSİNİZ!

Gelişen teknoloji her ne kadar mevcut bazı işleri tarihe karıştıracak olsa da yeni iş alanlarını hızla hayata geçirecek. Girişimcilik son dönemlerde en çok konuşulan konularından biri. Bugün iyi bir fikir girişime dönüşmesi için ihtiyacı olan finansmanı bulmakta zorlanmıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de “melek yatırımcılar” iyi fikirleri destekliyor.
Alemşah Öztürk de melek yatırımcılardan biri. Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinin kendi içlerinde yeni start-uplar yarattığının altını çiziyor. Bu şirketlerin aynı zamanda dışarıdaki start-upları satın alarak bünyelerine kattığını vurgulayanÖztürk’e göre Türkiye’de start-up ekonomisi daha başlangıç aşamasında.

“REKLAMDA DİJİTALE YÖNELİŞ”Alemşah Öztürk: Reklam pastası içinde dijitalin payı yüzde 3’lerden 20’lere geldi. Bu Avrupa’da yüzde 35-40. ABD yüzde 50. Son 2 yılda hızla büyüyor. Televizyon hiçbir zaman bitmez. Reklam pastasında yüzde 40 olarak devam edecek. Geri kalan yüzde 60 dijitale gidiyor.

Silikon Vadisi’nde 50 yıllık geçmişe sahip olan söz konusu girişimciliğin Türkiye’de 3-4 yıldır konuşulmasını Alemşah Öztürk şöyle açıklıyor: “Çünkü Türkiye’deki ilk örnekleri yatırım aldı. Yemeksepeti, gittigidiyor gibi… Start-uplarda ilk zenginlerimizi yaratttık. İnsanlar ‘Türkiye’deki işlere de para veriyorlar’ demeye başladı . Temel sıkıntımız Türkiye’de bir exit (çıkış) ekonomisi yok. Yemeksepeti’ni yerli kim alabilir? Start-uplar sayesinde Türkiye’ye para girişi olabiliyor. Silikon Vadisi’nde bu işler nasıl yapılmış? Stanford’dan adam çıkıyor, daha öğrenciyken start-up çalışamalarına başlıyor. Bir şey yapıyor, bir fikir buluyor. Eğer o fikir doğruysa daha ilk 3 ayda , birinci yılda ne kadar para alacağı belli. 3 yılda bu adamının belirlenen seviyeye gelmeyince bu start-upın patlayacağı ve giderlerin artacağı belli. Çünkü orada bu bir endüstri haline gelmiş. Türkiye daha endüstri değil. Kuruluyor. İlk aşamadayız. Çok fazla deneyen var, çok fazla girişimci var, az sayıda yatırımcı var. Bu yatırımcılar 2 çeşit. Bunların ilki melek yatırımcı (angel investor). Ne yapıyorsun? Yılda 20 tane yatırım seçiyorsun. Biraz para yatırıyorsun, mentörlük yapıyorsun, yol gösteriyorsun arkasından bir seviyeye geliyorsun. Bazıları başarıyor, bazıları başaramıyor. Başaranlar yola devam ediyor. Bir sonraki aşamada ara yatırımcılar var, daha sonra yabancı yatırımcılar geliyor. Şu an içinde bulunduğumuz durum toprağa tohum atma, sulama ve bakalım nasıl çıkacak aşaması. Türkiye’de eğitim sisteminin yenilenmesi lazım. Kodlama dersleri gelecek. İlkokul seviyesine inmeli. Dünyanın her yerinde böyle. Öğretilebilir. Çok büyük faydası olur çocuğun gelişimine. Şu an herkes iyi fikir arıyor. İyi bir fikrin varsa yatırımcı bulabilirsin ve bu global bir marka markaya dönüşebilir. Bugün ABD’yi döndüren şey Stanford gibi üniversitelerin yarattığı start-uplar. Büyük şirketlerin ABD ekonomisinin gelirine katkısı eksi.”

26 YAŞINDA MİLYAR DOLARLIK ŞİRKET YARATTI

Şu anda dünyada big data (büyük veri) konusu üzerine çok sayıda çalışma var. Big datayı nasıl kullanabiliriz, nasıl faydalı hale getirebiliriz konusu araştırılıyor. Alemşah Öztürk’e göre tıp ve tarım gibi sektörlerde teknolojik gelişime önderlik edecek yeni fikirler çok iyi yerlere gelebilir.

Geçenlerde 26 yaşında bir gencin tıp alanında yaptığı bir cihazın milyar dolarlık bir şirket haline dönüştüğünü anlatan Öztürk, “O genç kan verme ve alma konusunda bir cihaz anında kan değerlerini ölçüyor. Doğru kişilerle yapılan işbirliğiyle pazarı domine edecek noktaya geldiğinizde hayal edemeyeceğiniz rakamlara ulaşılabilir. Tarım da modern tıp gibi gelişen bir alan. Japonya, Uzakdoğu çok çalışıyor bu alanda. Dikey bahçeler, ultra viyole ışıklar… Gökdelen gibi binalarda katların her biri çiftlik. Topraksız, kökler açıkta. Dikey olarak büyüyen genetiği kontrol edilebilir, yüzde 100 organik maliyeti uygun bir sistem üzerinde çalışıyorlar. Bu alandaki çalışmalar gıda gibi en temel problemi çözebilir” diyor. (Kaynak: Habertürk)

Yazar hakkında

mm

Burak Kaplan

Sosyal Medya Uzmanı, Blogger

Yorum Yaz