Sosyal Medya Teknoloji

Teknoloji bağımlılığının çaresi: Slow Tech

Teknoloji detoksu geliyor

slowtech

Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı aşikâr. Ama ne var ki artık iPad’imiz, iPhone’umuz, internetimiz olmadan sokağa bile çıkmıyoruz. Teknoloji bir taraftan yenilenip yükselirken, dijitale olan bağımlılığımızı tekrar gözden geçirme vakti gelmedi mi? Beden, beyin hatta ruhumuzun bağlı olduğu kabloları fişten çekmek ve nefes almak ‘yavaş teknoloji’ (slow tech) ile mümkün.

Hızlı iletişim kurmak ya da bilgiye kolayca ulaşmak istediğimizde, hayatı kolaylaştıran her türden dijital aygıta müptelayız. Kullanıcının dostu Mac’lerimizi, iPad ve iPhone’larımızı neredeyse onlarla beraber uyuyacak kadar seviyoruz. Hatta bazen hem bilgisayar, hem iPad hem iPhone ile iletişim halinde olabiliyoruz. Bunun dışında aktif birer sosyal medya kullanıcısıyız. Yemekte, gezmede, mutfakta, duşta, toplantıda, sokakta hayatımızın her anında onlarla beraberiz. Aynı evin, farklı odalarında birbiriyle What’s Up’tan mesajlaşan, tweet atarak iletişim kuran bireyleriz. İnternetimiz olmadığında ise mesajları alamadığımız ve anlık iletişime geçemediğimiz için keskin birer sinir küpüyüz. Tüm bunlar çoğumuza acımasızca ve abartılı gelebilir. Ama kaçırdığımız bir ayrıntı var. O da bu dijital dünyaya bağ(ım)lı olduğumuz gerçeği. Kitap okumadığımız, doğru içeriği, güvenilir bilgiyi bulamadığımız, bulsak da hazmedemediğimiz gerçeği de cabası. Çünkü her saat başı tweet atmak, atılan tweet’leri, e-postaları okumak, yapılan yorumları beğenmek ya da bazı web sitelerini düzenli olarak kontrol etmek bizi mutlu ediyor. Öte yandan derinlikten, kaliteli bilgi ve içerikten de uzaklaştırıyor. Her şeyden önce aynı anda birden fazla işi yapma kaygısı, odaklanmayı zorlaştırdığı gibi herhangi bir derinlik de katmıyor. Bütün bu dertlerin günümüzdeki ismi ‘dijital bağımlılık’. Dermanı ise ‘yavaş teknoloji’ (slow tech).

Hayatımızın bütün alanları hız ve teknolojiye emanet  

İngiliz  yazar Andrew Price, kaleme aldığı Yavaş Teknoloji  (Slow-Tech: Manifesto for an Over-Wound World) kitabında bu sorunun çözümüne odaklanıyor. Price, “Teknolojinin hayatımıza girdiği ilk günden, hatta arabaların üretimi ile başlıyor hız tutkumuz. Hayatımızın bütün alanlarını hız ve teknolojiye emanet ediyoruz.” diyor. Ona göre insan, beyin sisteminin bir gün hata vereceğini unutarak, kapasitesini gereğinden fazla zorluyor. Her an her yerde ful kapasite yaşamanın mümkün olmadığını görmüyor. Bunu da ancak ‘yavaş teknoloji hareketi’ (slow  tech movement) ile gerçekleştirmek mümkün. Slow tech’in  amacı, insan hayatında aşırı etkili olan teknolojinin bazı zararlarını  sınırlamak. İlk olarak  aşırı teknoloji ile etkileşim halinde olmayı, daha yavaş ve aza indirgemek gerekiyor. Genel olarak slow tech  mobil cihazlar, sosyal medya, e-mail ve son dakika değişiklikleriyle gereğinden fazla ilgilenen, yüksek dozda bağımlı olma eğilimine sahip, zamanın çoğunu teknolojiyle iç içe geçirenleri değiştirmeyi hedefliyor. Andrew Price, bu bağımlıların her birinin bazı  ortak paydalara sahip olduğunu düşünüyor.

Aşırı dozda enformasyon sinir, stres ve dijital bunama sebebi  

Slow Tech ile ilgili ilk çalışmalar, aslında teknoloji henüz bu kadar gelişmeden yazılmış. İsviçre Boras Üniversitesi akademisyenlerinden İsviçreli yazar Johan Redström ve Lars Hallnäs “Slow Technology–Designing for Reflection” isimli makalede sosyal medyanın sorunlu yönlerine ve ‘yavaş teknoloji’ (slow tech) adı verilen hareketin artan popülaritesine dair bir rapor var. Sayıları giderek artan teknoloji tasarımcı ve kuramcılarının oluşturduğu bu grup, insanları, teknolojiye yaklaşımları konusunda yeniden düşünmeye çağırıyor. Yerel mahsulleri mevsiminde, seçerek ve düşünerek yemenin faydasını vurgulayan ‘slow food’ (yavaş yemek) hareketinin izinden gidiyor. Hallnäs ve Redström ayrıca yoğun sosyal medya kullanımının tehlikesini sıralıyor. Tehlikeler arasında, telefon ya da diğer cihazlara sürekli odaklı halde dijital bağımlı olma eğilimi var. Online haberlerin önemli bir parçasını kaçırma korkusuyla yaşayıp, aşırı dozda enformasyon alımı stres, sinirlilik ve hatta dijital bunamaya yol açıyor. Günde 24 saat bir linkten diğerine sörf yapmak, kısa vadeli hafızayı uyarıyor, ama beynimizin derin düşünmek için ihtiyaç duyduğumuz bölümüne zarar veriyor.

‘Gece yatmadan son dakikaları, gazeteleri kontrol ediyorum’

Google Ventures’un ortaklarından olan Joe Kraus, 2012 Mayıs ayında yaptığı bir konuşmada, yavaş teknoloji düşüncesini özetleyip yoğun internet ve sosyal medya kullanımını dengelemek için neler yapabileceğimizi sorguluyor. Onun konuşmasından yola çıkarak, küçük çaplı bir test yaptık. 10 kişiden Kraus’un konuşmasından önce izlettiği 1,5 dakikalık videoyu yorumlamalarını istedik. Videoda hayatın bütün alanlarında  teknolojiyi kullanan hatta hayata teknolojiyle bağlı olanların görüntüleri vardı. İzleyenler videoda kendini görmüş olmalı ki, yorum ve tepkiler de kişiler kadar gerçekti. Mesela bir yorumda “Çoğu karede kendimi gördüm. Bazen ‘Baba’ diye bağıran oğlumu, bazen de ‘Bunu ben sana dün söylemiştim.’ diyen eşimi… Hatta geçenlerde mesaj atarken bana çarpan kızı gördüm. ” deniliyor. Diğer bir yorum ise “Henüz bu kadar bağımlı olmadım. Ama kendimle ilgili rahatsız olduğum bir durum var. Her şeyden her an haberdar olma ihtiyacı hissediyorum. Gece yatmadan önce bile son dakikaları, gazeteleri kontrol ediyorum.” şeklinde.

‘Kısa süreli bile odaklanamıyoruz’

Joe Kraus’un tespitleri gerçek hayatla bire bir örtüşüyor. Kraus’a göre kafamızı birden fazla şeyle  karıştırarak, beyne dikkat dağıtıcı şeylere yönelme sinyali veriyoruz. Derin düşünme gerektiren konulara kısa süreliğine bile odaklanma kabiliyetimizi kaybediyoruz. Joe Kraus  her gün bir süreliğine telefonu kenara kaldırarak daha fazla zaman aralığı oluşturmayı tavsiye ediyor. Bir anlamda teknoloji orucuna davet ediyor. Ayrıca, uzun vadeli dikkat ve bilinçliliğin aktif eğitimi için yürüyüşe çıkma ya da kitap okumayı öneriyor. Massachusetts Institute of Technology (MIT) Sosyal Bilimler ve Teknoloji Profesörü Psikolog  Sherry Turkle ise “Teknolojiden çok şey beklerken, birbirimizden beklentilerimiz azaldı mı?” sorusuyla, bizleri düşünmeye çağırıyor. Turkle teknolojik araçların ve online  karakterlerimizin insan irtibatını ve iletişimini yeniden tanımladığını inceliyor.  Diğer isimler gibi o da yavaş teknoloji ile  daha değerli ve özel bilgiye erişim konusunda seçici olmayı  öngörüyor.  Bilgiyi özümseyip,  zihni dinlendirerek etkili kullanıma teşvik ediyor. Teknolojiyi kontrollü kullanımın önemi üzerinde duruyor. Eğer etkileşim sınırlanmazsa doğal  insani eğilimlere büyük oranda zarar vereceğini de  belirtiyor.

Dünyada yeni trend: Dijital detoks

“Her şeyi denedim ama olmadı.” diyen ve dijital bağımlılıktan kurtulamayanlar için bir çözüm önerisi daha var. Dijital bağımlılığı olan veya bu dünyadan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyen insanlara ‘detoks tatil’ paketleri sunan otellerin sayısı dünyada artıyor. Dijital bağımlılar, bu otellerde masaj, ormanda yürüyüş gibi teknolojiden uzak rahatlama yöntemlerine yönlendiriliyor. Mesela İngiltere’nin Essex bölgesindeki Country Spa Resort misafirlerine ‘Blackberry Kreşi’ uygulamasıyla hizmet veriyor. Otele girdiğiniz an telefonunuzu ‘kreşe’ bırakıyor ve ancak çıkarken geri alıyorsunuz. Bu uygulamaya herkes katıldığı için telefon seslerinden uzakta gerçek anlamda dinlendirici bir tatil geçiyorsunuz. ABD’nin başkenti Washington’daki The Quincy Hotel konuklarına ‘Kablosuz Tatil’ paketi sunuyor. Dünyaya kablosuz bağlanmanızı sağlayan her tür cihaz burada yasak. Chicago’daki Hotel Monaco da ‘Teknolojiden Tatil’ paketiyle ‘dijital arınma’ vaat ediyor. Tüm bu otellerin ortak paydası, hiçbir şekilde konuklarına bilgisayar, telefon ve wi-fi bağlantı sunmamaları.

‘Yavaş teknoloji’ nasıl uygulanır?

Filtre oluşturma:İnternette faydalı bilgi akışını sağlayacak bir strateji belirlenebilir. Sosyal medya kullanan herkes az çok kendi filtresini oluşturabilir. Twitter’da takip edilenleri anlamlı olacak şekilde düzenlemek bile bir filtre oluşturmaktır.

Sakin olma:Takip edilmediği için aksayacak şeyler, sadece kişinin kendi sorumluluğundadır. Proaktif olunamayan konularda sürekli malumat toplamaya çalışmak, bir fayda getirmeyecektir.

Son dakika Paranoyası:Son dakikada ne olduğunu anlayıncaya kadar, yeni bir dakika daha  geleceğini unutmamalı. Bu yüzden hayatı takip etme biriminin dakika değil saat, hatta gün olması gerekiyor. Bir hafta arkadan gelince çok şey kaçırılmadığı aşikâr. Kaçırılsa bile her şeyin telafisi mümkün.

İrade ve gücün sınırlı olduğunu kabul etme: Sonsuzluk hissinin insana veriliş amacı, sonsuz güzelliği talep etmesidir. Oysa bu isteğe sahip olan insanın gücünün yettiği yer sınırlıdır. Mevcut potansiyelinizi size faydalı olacak olanlara odaklayın. Aksi halde küçük isteklerinize dahi ulaşmanız hayal olabilir.

Zaman hafta sonu eklerindeki Tuğba Kaplan’ın yazısı Türkçe kaynak olarak bir ilk denebilir…

Peki, sizde durum nedir, teknolojiyle aranız nasıl?

Dijitalle aranızdaki ilişkiyi kontrol etmek için ne gibi yöntemler izliyorsunuz?

 

Yorumlarınızı bekliyoruz..

Yazar hakkında

mm

Agah Alptekin

Dijital Medya Uzmanı - Blogger

Yorum Yaz